Friday, September 29, 2006

sabah seansı...




sabah saatın beşi, anlamsız bir dolu dizi izleyip sözde hafif bişiler yiyerek (çorba -kahvaltı) geçiştirdiğim iftar yemeğinin ardından kucağımda tulumba tatlısı tabağı ile bire doğru sonlandırdığım gece keyfinin ardından uyanıverdim, işe gitmem gereken birgün ama 8 gibi kalkmam yetecekken, uyanıverdim işte...


dönüp durup tam alarmın çalacağı saate doğru dalacağını bildiğim kıymetli bünyemle uğraşacak gücüm ise hiç yok... yeni aldığım kocaman çiçekli pembe polar sabahlığımı üstüme geçirip, salona koşuyorum izlemediğim filmler sırasından birine elimi atıyorum, artık şansa ne gelirse.. Kısmette Station Agent var (sorunlu çıkınca izleyemeyip değiştirdikten sonra da fırsat bulamadığım film hani)


izledikçe o saatler için ne kadar da güzel bir seçim olduğunu düşünüyorum...


fin'in hikayesi gibiydi başlangıçta dışlanmış, soyutlanmış, kendisiyle yaşayan.. değilmiş anlıyorum az sonra.. neleri buldum peki; azın bazen öz olduğunu, hayatın yalın halinin güzelliğini, olduğu gibi kabulün, acıyarak bakmamanın yettiğini, sessizliğin gereksiz pekçok sesten üstün olduğunu... Sonuç: herkesin belki bir joe ya ve olivia ya ihtiyacı vardır...




sonunda ne hissettim; (kankim bu sana) güne güzel başladığımı...








Sunday, September 24, 2006

ae fond kiss..


"the wind that shakes the barley" filmi ile cannes da altın palmiye alan KEN LOACH'ın Türkiye' de vizyonda olan 2004 yapımı filmi.. güzel bir aşk filmi demek basit bir yorum olabilir ama gelenekler ve dinin engellemelerine rağmen yaşanan aşkı, önyargıların saçmasapanlığını göstermesinin yanında, filmin kahramanın ailesine aşkın sonsuz olmadığı ama an'ların önemini vurguladığı kısım yetmiştir de artmıştır.. bana göre vizyondaki filmlerle karşılaştırıldığında izlenesi...

5 VAKİT

25. ist. film festivalinde yer alan,ilgi gören ama benim izleyemediğim ve "Korkuyorum Anne" filminin aksine vizyona tahminimden önce girecek olan film.. 29 Eylülde sinemalarda.. tipik bir reha erdem filmi olacaktır; etkileyici sahneler, renkli insanlar, bolca müzik.. farklı bir türk filmi daha..
izler izlemez edit- leyeceğim...

Thursday, September 21, 2006

fight club - hayata dair replikler...


Tyler Durden: Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is a spiritual war. Our depression is our lives.
Tyler Durden: We are a generation of men raised by women. I'm beginning to wonder if another woman is what we really need.
Tyler Durden: I look the way you want to look, I fuck the way you want to fuck.
Tyler Durden: You're not your job. You're not how much money you have in the bank. You're not the car you drive. You're not the contents of your wallet. You're not your fucking khakis. You're the all-singing, all-dancing crap of the world.
Narrator: With insomnia, you're never really asleep; you're never really awake.
Tyler Durden: Our fathers were our models for God. If they bailed, what does that tell you about God? You have to be prepared for the possibility that God does not like you.
Narrator: Losing all hope is freedom.

öylesine - 2

"benim senaryom evet benim hayatım senaryolara dayalıydı belki de.. istediğim şekilde bana yazılmış ya da benim tarafımdan yazılmış , olanca bencilliğiyle yaşayabileceğim bir hayat.. birgün bir anda senaromun bir virgül sonrası ansızın biteceği hiçir sözcüğün dolduramayacağı bir boşluğa uzanacağı gelememişti aklıma...dünya hiçte fena dönmüyordu oysaki.. tam da yörüngesinde, etrafımda..."

sürekli sinir bozucu şekilde düşünen beynim dün bir anda farklı bir bakış yakaladı aferim dedim içimden ona.. arada farklı açılardan da bak.. düşünce körü olma :) kendine münhasır yaşayanlara kızma ve eleştirme de nesi dedi bi anda sevgili beynim.. ya sen napıyorsun ki aslında aynısını.. herkes kendine yaşıyodu zaten.. birisi günü geçirmek ve saplanmamayı seçerken bir diğeri zaten asla saplanamayacağı ve sonuca gidemeyeceğinin bilinciyle böylesi birine yöneliyordu, kolay çözüm...

öylesine...

daha dün bir arkadaşım geri dönüşlerin kıymeti anlama konusunda etkisi üzerine bir söylemde bulunmuştu, oysa ki ben henüz dönmeden tüm olumsuzlukları yaşıyor gibiydim o anda... gene de döndüm, özlemişim, dolaptaki ballı fıstıklarımı, problemli boynumu rahatlatan yastığımı, balkondan esen rüzgarı, televizyonumu, gece gündüz dinlemeden köğeğini gezdiren tuhaf komşumu...belki daha da fazlasını...

kaçma kurtulma isteğinde olan çevremdeki biton insandan biriyim, benzer hayalleri olan, köy-dağ-bahçe vs... söylemlerden öteye gitmeyen.. gene de bir kaçış istediğim dönemde önüme gelmiş fırsatı değerlendireceğim evet tavşan deliklerinin çözüm getirmeyeceği ya da aslında çözümünde olmadığı bilinciyle karar verdim.. gidiyorum :) evet evet gidiyorum...

Tuesday, September 19, 2006

HAYATIM SİNEMA

Yeni yayın döneminde CNN Turk de sinema üzerine yeni bir program, programın adı da vurucu olmuş hani:))) ama saat ve gününü bilmiyorum henüz...

"Muammer Brav ile Hayatım Sinema Sinema sezonunu iple çekiyor, “film festivallerini kaçırmam” diyor, starların sırlarını merak ediyor ve kısacası “Hayatım Sinema” diyorsanız ekran başına! Vizyona giren filmlerden, Türk sinemasındaki gelişmelere, dünya sinemasındaki trendlerden yeni çıkan DVD’lere, kamera önündeki ve arkasındaki isimlerle yapılan röportajlar ve setlerden son haberlere kadar sinema hakkında bilmek istediğiniz her şey Hayatım Sinema'da ekrana geliyor."

my essay... :)

aniden herşeyin silindiği anlar vardır sanki bu görüntünün ardından sis tekrar indi, bir perde gibi... öylesi yorgun hissettim ki, duvara yaslanarak yere oturdum evde ki tüm eşyalar kayboldu birer birer, bomboş bir ev... beni rahatsız etmedi bu görüntü tam aksine bir huzur verdi.. acaba istediğim herşeyin silinmesi mi hayatımda ki... sorgulamalar dönmüyor hayır aklımda anlık bir düşünce sanki öylesi boş ve huzur dolu şu anda beynim.. yorgunluk vücudumdan, kıyıya vuran bir dalganın çekilişi gibi çekildi...

ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda güneş perdenin kenarından içeri sızıyordu, eşyalar yerli yerindeydi, eskisi gibi... ellerimle yerden destek alarak doğruldum uzunca süre o şekilde kaldığımı kasılan bacağımdan anlayabiliyordum... ağır adımlarla banyoya ulaştım, aynada anlamsız yüzüme baktım, neden bu kadar anlamsız bakıyosun dedim farkına varmadan sesli olarak...yüzümü yıkadım.. kurulamadan yatak odasına girdim yüzüstü yatağa attım kendimi, bu defa uyumalıydım, uyudum da...

to be continued.....

Friday, September 08, 2006

la bestia nel cuore - YUREGIMDE KI CANAVAR


italya'nın 2006'da yabancı dilde en iyi film dalında oscar adayı ilan edilen film aynı zamanda venedik film festivali'nde toplam beş ödül kazanmış olan filmin başrol oyuncusu giovanna mezzogiorno, onu ferzan özpetek'in filmi "karşı pencere"sinden biliyoruz bir de l ultimo bacio' da sevmiştim çok..

filmi 25. ist. fest de önceden planlamadan izlemiştim hani boş bir zaman yakalayıp deneyeyim dediğim bir anda.. senaryo basit ve çokça kullanılmış bir konuya dayansa da, ne olduğunu anlamadan sürüklenip izliyorsunuz...

Wednesday, September 06, 2006

en çok sevdiklerim ne peki..


işte bu çok zor oldu ya.. o yüzden içim çok rahat değil gene de ilk beşimi verirsem..

*****oldboy
*****fight club
*****eternal sunshine of spottless mind
*****donnie darko
*****Jeux d'enfants

arşivime katıp da sevemediklerim:)



1. sırada ikinci kez izlememe rağmen ADAPTATION (turtles ın so happy together ı hariç diyeyim:)
2. sırada hem dvix hem de dvd sini edinmiş olduğum (nedenini bilmiyorum:) BRAZIL
3. sırayı şimdilik boş bırakıyorum editlerim birara... hatta tam postu yayınlamadan aklıma geldi bile GÖNÜL YARASI

the science of sleep



http://wip.warnerbros.com/scienceofsleep/ önce bir sitesine bakınız lütfen sondtracklerden de fikir sahibi olmak mümkün... Gondry nin yeni filmi eternal sunshine dan sonra nasıl bir yaratıcılıkla karşılacağız merak ediyorum.. favori adamım Gael Garcia da var daha ne olsun:) fransızca adı "la science des reves" bu durumda uyku değil rüya olması gerekir, benim gibi bir rüya insanı daha ne ister.. kankacım sen kesin benden önce izler atarsın havanı gene, nip tuck hikayesine çevirme, uslu ol:)