Thursday, October 26, 2006

that day

ayça şenin saatçi bayırını nihayet okurken eş zamanlı zaman bulamadığım için okuyamadığım diğer kitaplara da saldırırken tabi, pelitin enfes fıstık ve bademli drajelerinden hızla tüketiyorum... şu dakikalarda yatak odamdan vuran güneş ve sebebsiz gülen yüzümle bloguma zırvalıyorum (kuzeye bakan evimde nadiren bu açıdan vurur:)
kitapta ki bazı benzetmeler süper şu daralınca üzerine at oturmuş gibi hissetmek vs. ilk başladığımda gereksiz detaylar ve kişiler varmış gibi gelmişti, ama şimdi her detay yerine oturdu, tam yaşıma uygun kolay okunası bir kitap.. bu sırada kürşat başarın son kitabı çok kötü.. önceki romanlarından mütevellit bir heycanla karıştırmadan alıp bir köşeye atıverdim..

az sonra ödül olarak kendimi kuaförüme teslim edeceğim, sonrasında beyoğlu pasajlarını talan edip, güzel bir yemek ve sinema ile tamamlayacağım.. hakettim ama:)
uzun zamandır yalnız yapamadığım beyoğlu turum, bekle geliyorum:)

Tuesday, October 24, 2006

deprem...

bir haftada iki deprem hiç hayra alamet gibi değil... farkettim ki hiç kımıldamadan depremin bitmesini bekliyorum. yani hiçbir şey öğrenmemişim merak ediyorum sağlam beyaz eşya yanında anne karnı pozisyonu alan var mı???

the village

izlemem, izleyemem dediğim tek tür korku ve gerilim, imkansız gözüm kapalı izlemem gerekir yanımda biri varsa zaten sahne geçti mi diye sorgulamktan filmi katlederim..
ben işte shyamalanın bu filmini o biçim gerilim sanmıştım... dvd si durur bi köşede nitekim..
amma velakin iki gün önce sıkıntıdan digide izlemeye başladım, elimde kumanda harbi gerilirsem kapatmaya hazır..

güzel bir aşk filmi seyretmiş oldum:) verandada ki sessiz delikanlının esas kıza aşk ilanına bayıldım... açıkçası bu mu yani denebilir sonunda ama özünde iyi bir anlam var bence köy halkı kapitalizmden sıkı bir kurtuluş yolu bulmuşlar..

Thursday, October 19, 2006

öylesinelerden...

sonunda, nihayet, uzun aradan sonra dün güneşi gördük.. çok şükür diyorum daha kış gelmeden yazı özlemek bu demek ki.. gerçi artık çizme giyeyim dediğim gün olması tuhaf oldu tabi..
anında yorgun, uyuşuk, mutsuz, sinir, tatsız vs.havam dağılıverdi.. emre aydının cd sini son ses dinleyerek, eşlik ederek, deli trafiğe aldırmadan . bu çocuğu izmirli genç bir arkadaş sayesinde uzun süre önce belki birgün özlersin ile ilk dinlemiştim, kısa zamanda sıkılabileceğim (ama ben herşeyden kısa zamanda sıkılıyorum) bir cd ama öncesinde ezberleyene dek de dinleyebileceklerimden, albümde atladığım parçalarda var örn. nmr 4, üstüste dinlediklerimde var, 1-2-3-5-1o gibi..
erkek vokalleri seviyorum, kadınlarda o keyfi alamıyorum ama özellikle emre aydının ki gibi benzer sözler ve aldatan, giden kadın temaları ağırlıktaysa kendinden de bişi bulamadan dinliyosun..

ne yazdım neden yazdım:))))

bitiyorum her nefeste
ne halim varsa gördüm
çok koştum , çok yoruldum
ve şimdi ben de düştüm ...
değmezmiş hiç uğraşmaya
bu kez mecalim yok hiç dayanmaya .... dayanmaya ...


Wednesday, October 18, 2006

transamerica




nihayet bir film seyredebildim.. digiturkte yakaladığım filmler haricinde, onları hiç saymıyorum çünkü başı sonu illaki kaçıyor:)




felicity huffman ın başrolde bir transeksüeli(travesti değil) canlandırdığı bir film.. ameliyat öncesinde oğlu ile newyorktan los angelasa yaptığı seyahat.. bu yönüyle yol fimine de dönüşebilmiş.. cinsel tercihler ve duyguları da çok güzel yansıtan bir film olmuş bence.. defalarca izlerim demesem de arşivime girdi.. önyargılardan ve saplantılı değerlerden kurtulamamış insanların farklı olanları anlayabilmesi için tavsiye edilir...




brokeback mountain ile ilgili yaptığım yorumlarla beni homofobik olarak değerlendiren kankama selam ediyorum burdan... o filmden ne kalır akılda dağ manzaraları ve iki kişiye dar gelen bir çadır :)))


Tuesday, October 03, 2006

bin jip



kim ki duk filmi, 3 iron ing. adı, boş ev ismiyle tr ye çevrildi.. çok oldu izleyeli neden şimdi aklıma geldi beni etkileyen filmleri düşününce geliverdi işte..
Genç erkek, yirmibirinci yüzyılın okumuş evsizlerinen biri . evsizliği zoraki bir durum değil bir tercih tabi ki yerleşik kalacağına başkalarının evlerinde onlar olmadığında kalıyor.. sadece onların hayatların içine giriyor belli belirsiz...


gene girdiği bir boş evin mutsuz sahibesine ilginç bağlılığını, hiç konuşmadan yaşanan derin aşkı, inanılmaz müziklerin(natacha atlas) büyüsüyle izleyiveriyosunuz...


mülkiyet ve mülkiyetsizlik üzerine, neye sahibiz ya da aslı neyimiz yoka güzel bir örnek olmuş, bir de ruhların ağırlığı ve tartının ibresi...





günün şarkısı..

sabah aklıma LİvaneLİ dinlemek geldi, ya da içimden başka bişi dinlemek gelmedi diyelim.. ne yol, ne trafik, ne uyku hepsini unutturdu... bazen bu kadar basit olabiliyor herşey ... bir süre basit kalması dileğiyle :)

ah benim sevdali basim
ah benim şair telaşım
ah benim sarhoşluğum
ah çılgın yüreğim
sus artık uslandır beni...

corporate film fest.(kurumsal film festivali)

ilk duyduğumda kaç tane firma katılır ki acaba deyip sonra da katılanları kıskandığım bir organizasyon..iş hayatının yoğunluğu ve bi dolu koşturmaca içinde hayal edilemeyecek bir olaya destek verenleri takdir ediyorum...
"tüm firma ve kurumların çalışanlarına açık olan yarışmada çalışanlar senaryosundan montajına kadar her aşamasını kendilerinin oluşturduğu filmlerle yarışacakları festivalde, şirketler arası ilk film yarışması olmak gibi bir özellik taşıyor, ödül töreni kasım ayında gerçekleştirilecek festivalin düzenleyicileri, uçan süvariler, ödüller en iyi film, en iyi ekip , en iyi senaryo , en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu dallarında olacak yarışmanın jürisi, sinema, televizyon ve reklam sektöründen 16, iş dünyasından 3 ve medya sektöründen 4 kişi olmak üzere toplam 23 kişiden oluşuyor." Tüm teknik ekipte sağlanacakmış, aynı standartlarda olması için..

projede yeralacakların çok keyif alacaklarına eminim.. www.corporatefilmfest.com den ayrıntılara bakabilirsiniz.. boyner, chrysler, pegasus, roche, serenas, turkcell bazı katılımcı firmalar..