Monday, November 27, 2006

zerdüşt böyle diyordu...

niceleri kendi zincirlerini çözemezler de,
dostlarının azatçısıdırlar.
kendi alevinde yakmaya hazır olmalısın kendini,
önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?

nietzsche

Sunday, November 26, 2006

Bilmiyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar...




Ölürken güzelleşen ağaçlar,
sevişirken ölen örümcekler,
bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta...
Hangisine imrenmeliyiz?
Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?
Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz? Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?
Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz??
Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?

ahmet altan/25 aralık 2006

Thursday, November 23, 2006

phone booth..

salı günü bursa seyahatim dönüşünde ki dönüşte otobüs kullandım, feribot saati ters gelince, oldukça keyifli geçti.. muavin kardeşimiz bir film koydu ön saflarda sempatik üç bayanla izleyerek geldim..
aslında hazetmem konuşanı film izlerken ama ortam farklıydı tabi.. idare ettik..film "telefon kulübesi", ben sevdim filmi senaryoyu aslında, kısa olmasa kolay kopulacak film, kısa olunca izlenir olmuş.. ukalalık ne haddime ama bu senaryo daha müthiş işlenebilirdi diye düşündüm..

asıl arada ki küfürler ve düzüşmek benzeri terimler nedeniyle pek kıymetli önde oturan teyzemizin tepkileri iyiydi..
finalde de ya ben anlamıştım zaten böyle biteceğini diyerek yorumunu da yaptı :)

Monday, November 13, 2006

öylesinelerden...




bu dönemde yeşil seviyorum hani her dönem bi renge takılırsınız ya işte bu dönemde nerde bir yeşil eşya, kıyafet beğeniyle bakar kalıyorum..
ağaç elementimde bir baskınlık söz konusu oysa ki ben ateşte hareket olsun da kırmızılara bakayım diyorum..en sevdiğim rengin kırmızı olmasını istiyorum.. kayıtlara geçilsin
gerçi şu şekil bir gerçekte varmış uzmanlar diyor ama:)Yeşil rengi seven kadının en belli başlı vasfı, pratik zekalı ve hazır cevap olmasıdır. Bilhassa nükteli ve iğneli cevaplar vermekte üstüne yoktur. Bu rengi seven bir kadını, herhangi bir dil kavgasında veya münakaşada alt etmek hemen hemen imkansızdır.

  • tekrar dünyaya geldiğimde erkek olmak istiyorum (cinsiyet değiştirme talebim yok yanlış anlaşılmasın:) mümkünse gamsız, çarpık gülüşlü,ruhsuz, müzik zevki olan, yönetmen aday adayı..
  • bi sihir istiyorum sağ elimi kaldırdığımda diğer tüm zamanları durdurup istediğim anı sürdürebilecek şekilde...
  • dünya seyahati istiyorum, beynimin içinde bi çipin tüm görülmesi gereken yerlere rehberlik ettiği..
  • güneş istiyorum,biraz yaksın istiyorum, hafif essin istiyorum, öylece kalabilmeyi bölünmeden...
    yarıda kalan rüyalarımın devamını görebilmeyi istiyorum, tümünü hatırlamayı, yazmayı...
    sabahları onda uyanıp meyvesuyu ve gazete ile kahvaltı yapmayı- üşenmeden trafiğe rağmen gezebilmeyi-yemek kitaplarımdan farklı bişiler denemeyi- eskisi gibi iki günde bir kitap bitirmeyi- aramadıklarımı aramayı-sarsmak istediklerimi sarsmayı- içimden geçenleri söylemeyi içlerinden geçenleri anlamayı- gibi basit şeyler de istiyorum..

Sunday, November 12, 2006

VERA DRAKE..(nip tuck:))



çok tekrarlı, fazla ağır aslında bu senaryo farklı yönetilebilirdi, vurucu olurdu vs. diyerek seyrettim dün gece (nip tuck sonrası uykum kaçınca) şimdi farklı bir yöne kayabilir vs derken bitti zaten..


vera teyze güzel rol yapmış ona bi lafım yok, ama suçun farkında değilmiş gibi mutlu mesutken polisleri görünce itirafları tuhaf oldu sanki.. en sevdiğim karakter ise aileye kattığı müstakbel damat oldu, sessiz saf görünümlü ama en akıllı laf eden tek karakter o muydu ne?? gerçi o da kızı almaya niyetlendi ama napsın diyorum başka da bişi diyemiyorum..
nip tuck da ki evlenme teklifi sahnesi daha bi vurmuştu ben yatağa attığımda kendimi; insanın kendini tamamlaması için parçasını bulması gerektiği ya da fazlasından kurtulması gerektiği; e tabi bir de 40 lı yaşlarda cilt için ne gerektiği :))))vs. düşünceleri dolanıyordu, vera drake ödüllerine rağmen durum böyle .. sorry...



ALMAVADOR..volver - all about my mother


volver'ı bitmeseydi, diyerek seyrettim.. detaylara ve ince repliklere bayıldım, penelop cruz her zamankinden çok farklıydı ve almavador gene yapacağını yapmıştı..

all about my mother 'ı izlediğimde sade bir anne -oğul hikayesi gibi başlayan filmin nasıl hayal edemeyeceğim hayatların filmine dönüştüğü ve de filmin sonunda yönetmenin,Bette Davise, aktrisleri oynayan tüm kadın aktrislere, kadınları oynayan tüm aktörlere, annelere, annesine teşekkürü ile son bulduğunu hatırladım...

ama kadınlara olan teşekkürü bu sözlerle sınırlı kalmamış..umarım volverla da bitmez..


Friday, November 10, 2006

3. sezon LOST

3-4-5 i arka arkaya izledim zaten 6 ile sezona ara verilecekmiş Amerika da taa şubata dek.. yapılır mı bu kadar bilinmeyenle..evet evet lost çılgınlığı sürüyor, 3. sezon 5. bölümle dizi tekrar sağlamlaştı..iki yeni yüz ne gerekti diyorum bir de, ahh be eco diyorum, locke sana güveniyoruz, sawyer öleyim deme, jack bu kadını gözüm hiç tutmuyor, ben ise o pörtlek gözleri ve uyuz gülümsemesiyle tam rolünü bulmuş..

requiem for a DREAM




Hubert Selby Jr. ın romanından Daren Aronofsky ve yazarın kendisi tarafından uyarlanmış, oscar ödüllü Ellen Burstyn in de rol aldığı müthiş bir film..
bu da sürekli ertelenen filmlerdendi, hani hep izleyeyim dediğimde başka bir işimin çıktığı türden.. izleğimde ise yerimden uzun süre kalkamadım, sanki mideme bir yerlere bişiler oturdu...
Bağımlılıkların dört kişinin hayatını nasıl felaketlere sürüklediği üzerine ... yalnızlığını bir tv showuna katılma hayali ile çözmeye çalışan bir anne, sevgilisi ve arkadaşıyla uyuşturucu bağımlısı bir oğul..
kurgu, geçişler, kamera kullanımı, yalın ama etkili müziği, oyuncuların rollerine uyumu müthiş..
http://www.requiemforadream.com/ webpage'i de dikkate değer..bir süre bişi izlememem lazım:)
marion: "can you come today ?" :(

Monday, November 06, 2006

allegro

bu gece cnbc- e de Allegro var izlemeyenlere tavsiye ederim..Reconstruction'ı izlediyseniz bir Christoffer Boe filmi..

Sunday, November 05, 2006

C.R.A.Z.Y



fest. de izlememiştim, afişi çok karanlık gelmişti sanırım, dün akşam itibari ile dvd sini izlediğimde benim afişine göre film seyretmemem, kapağına göre kitap okumamam gerektiğini öğretmiş bir film oldu..
başka ne etkileri oldu.. tylohot üzerine izlememe rağmen uyutmadı örneğin..
müzikler çok güzel olmasından öte tam yerli yerinde kullanılmıştı, film boyunca yer yer çalan crazy parçası mükemmeldi.. (babanın en sevdiği şarkı olmasından öte beş erkek çocuğun baş harfleri olması açısından önemli)

zac ın doğumundan başlayan hayat hikayesi, beş erkek çocuklu bir ailenin birbirinden farklı karakterleri, babanın öncelikleri, annenin gücü ve zac'ın kendinden vazgeçmek için çabası..
ağır çekim sahneler, hayallerle gerçek sahnelerin uyumla içiçe geçişi, imgelerin örneğin sigara dumanının vurgulanışı...
çocuk zac'in masum ifadesi, duaları çok etkileyici idi...
izlenmeli derim,