Monday, November 27, 2006

zerdüşt böyle diyordu...

niceleri kendi zincirlerini çözemezler de,
dostlarının azatçısıdırlar.
kendi alevinde yakmaya hazır olmalısın kendini,
önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?

nietzsche

Sunday, November 26, 2006

Bilmiyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar...




Ölürken güzelleşen ağaçlar,
sevişirken ölen örümcekler,
bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta...
Hangisine imrenmeliyiz?
Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?
Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz? Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?
Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz??
Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?

ahmet altan/25 aralık 2006

Thursday, November 23, 2006

phone booth..

salı günü bursa seyahatim dönüşünde ki dönüşte otobüs kullandım, feribot saati ters gelince, oldukça keyifli geçti.. muavin kardeşimiz bir film koydu ön saflarda sempatik üç bayanla izleyerek geldim..
aslında hazetmem konuşanı film izlerken ama ortam farklıydı tabi.. idare ettik..film "telefon kulübesi", ben sevdim filmi senaryoyu aslında, kısa olmasa kolay kopulacak film, kısa olunca izlenir olmuş.. ukalalık ne haddime ama bu senaryo daha müthiş işlenebilirdi diye düşündüm..

asıl arada ki küfürler ve düzüşmek benzeri terimler nedeniyle pek kıymetli önde oturan teyzemizin tepkileri iyiydi..
finalde de ya ben anlamıştım zaten böyle biteceğini diyerek yorumunu da yaptı :)

Monday, November 13, 2006

öylesinelerden...




bu dönemde yeşil seviyorum hani her dönem bi renge takılırsınız ya işte bu dönemde nerde bir yeşil eşya, kıyafet beğeniyle bakar kalıyorum..
ağaç elementimde bir baskınlık söz konusu oysa ki ben ateşte hareket olsun da kırmızılara bakayım diyorum..en sevdiğim rengin kırmızı olmasını istiyorum.. kayıtlara geçilsin
gerçi şu şekil bir gerçekte varmış uzmanlar diyor ama:)Yeşil rengi seven kadının en belli başlı vasfı, pratik zekalı ve hazır cevap olmasıdır. Bilhassa nükteli ve iğneli cevaplar vermekte üstüne yoktur. Bu rengi seven bir kadını, herhangi bir dil kavgasında veya münakaşada alt etmek hemen hemen imkansızdır.

  • tekrar dünyaya geldiğimde erkek olmak istiyorum (cinsiyet değiştirme talebim yok yanlış anlaşılmasın:) mümkünse gamsız, çarpık gülüşlü,ruhsuz, müzik zevki olan, yönetmen aday adayı..
  • bi sihir istiyorum sağ elimi kaldırdığımda diğer tüm zamanları durdurup istediğim anı sürdürebilecek şekilde...
  • dünya seyahati istiyorum, beynimin içinde bi çipin tüm görülmesi gereken yerlere rehberlik ettiği..
  • güneş istiyorum,biraz yaksın istiyorum, hafif essin istiyorum, öylece kalabilmeyi bölünmeden...
    yarıda kalan rüyalarımın devamını görebilmeyi istiyorum, tümünü hatırlamayı, yazmayı...
    sabahları onda uyanıp meyvesuyu ve gazete ile kahvaltı yapmayı- üşenmeden trafiğe rağmen gezebilmeyi-yemek kitaplarımdan farklı bişiler denemeyi- eskisi gibi iki günde bir kitap bitirmeyi- aramadıklarımı aramayı-sarsmak istediklerimi sarsmayı- içimden geçenleri söylemeyi içlerinden geçenleri anlamayı- gibi basit şeyler de istiyorum..

Sunday, November 12, 2006

VERA DRAKE..(nip tuck:))



çok tekrarlı, fazla ağır aslında bu senaryo farklı yönetilebilirdi, vurucu olurdu vs. diyerek seyrettim dün gece (nip tuck sonrası uykum kaçınca) şimdi farklı bir yöne kayabilir vs derken bitti zaten..


vera teyze güzel rol yapmış ona bi lafım yok, ama suçun farkında değilmiş gibi mutlu mesutken polisleri görünce itirafları tuhaf oldu sanki.. en sevdiğim karakter ise aileye kattığı müstakbel damat oldu, sessiz saf görünümlü ama en akıllı laf eden tek karakter o muydu ne?? gerçi o da kızı almaya niyetlendi ama napsın diyorum başka da bişi diyemiyorum..
nip tuck da ki evlenme teklifi sahnesi daha bi vurmuştu ben yatağa attığımda kendimi; insanın kendini tamamlaması için parçasını bulması gerektiği ya da fazlasından kurtulması gerektiği; e tabi bir de 40 lı yaşlarda cilt için ne gerektiği :))))vs. düşünceleri dolanıyordu, vera drake ödüllerine rağmen durum böyle .. sorry...



ALMAVADOR..volver - all about my mother


volver'ı bitmeseydi, diyerek seyrettim.. detaylara ve ince repliklere bayıldım, penelop cruz her zamankinden çok farklıydı ve almavador gene yapacağını yapmıştı..

all about my mother 'ı izlediğimde sade bir anne -oğul hikayesi gibi başlayan filmin nasıl hayal edemeyeceğim hayatların filmine dönüştüğü ve de filmin sonunda yönetmenin,Bette Davise, aktrisleri oynayan tüm kadın aktrislere, kadınları oynayan tüm aktörlere, annelere, annesine teşekkürü ile son bulduğunu hatırladım...

ama kadınlara olan teşekkürü bu sözlerle sınırlı kalmamış..umarım volverla da bitmez..


Friday, November 10, 2006

3. sezon LOST

3-4-5 i arka arkaya izledim zaten 6 ile sezona ara verilecekmiş Amerika da taa şubata dek.. yapılır mı bu kadar bilinmeyenle..evet evet lost çılgınlığı sürüyor, 3. sezon 5. bölümle dizi tekrar sağlamlaştı..iki yeni yüz ne gerekti diyorum bir de, ahh be eco diyorum, locke sana güveniyoruz, sawyer öleyim deme, jack bu kadını gözüm hiç tutmuyor, ben ise o pörtlek gözleri ve uyuz gülümsemesiyle tam rolünü bulmuş..

requiem for a DREAM




Hubert Selby Jr. ın romanından Daren Aronofsky ve yazarın kendisi tarafından uyarlanmış, oscar ödüllü Ellen Burstyn in de rol aldığı müthiş bir film..
bu da sürekli ertelenen filmlerdendi, hani hep izleyeyim dediğimde başka bir işimin çıktığı türden.. izleğimde ise yerimden uzun süre kalkamadım, sanki mideme bir yerlere bişiler oturdu...
Bağımlılıkların dört kişinin hayatını nasıl felaketlere sürüklediği üzerine ... yalnızlığını bir tv showuna katılma hayali ile çözmeye çalışan bir anne, sevgilisi ve arkadaşıyla uyuşturucu bağımlısı bir oğul..
kurgu, geçişler, kamera kullanımı, yalın ama etkili müziği, oyuncuların rollerine uyumu müthiş..
http://www.requiemforadream.com/ webpage'i de dikkate değer..bir süre bişi izlememem lazım:)
marion: "can you come today ?" :(

Monday, November 06, 2006

allegro

bu gece cnbc- e de Allegro var izlemeyenlere tavsiye ederim..Reconstruction'ı izlediyseniz bir Christoffer Boe filmi..

Sunday, November 05, 2006

C.R.A.Z.Y



fest. de izlememiştim, afişi çok karanlık gelmişti sanırım, dün akşam itibari ile dvd sini izlediğimde benim afişine göre film seyretmemem, kapağına göre kitap okumamam gerektiğini öğretmiş bir film oldu..
başka ne etkileri oldu.. tylohot üzerine izlememe rağmen uyutmadı örneğin..
müzikler çok güzel olmasından öte tam yerli yerinde kullanılmıştı, film boyunca yer yer çalan crazy parçası mükemmeldi.. (babanın en sevdiği şarkı olmasından öte beş erkek çocuğun baş harfleri olması açısından önemli)

zac ın doğumundan başlayan hayat hikayesi, beş erkek çocuklu bir ailenin birbirinden farklı karakterleri, babanın öncelikleri, annenin gücü ve zac'ın kendinden vazgeçmek için çabası..
ağır çekim sahneler, hayallerle gerçek sahnelerin uyumla içiçe geçişi, imgelerin örneğin sigara dumanının vurgulanışı...
çocuk zac'in masum ifadesi, duaları çok etkileyici idi...
izlenmeli derim,






Thursday, October 26, 2006

that day

ayça şenin saatçi bayırını nihayet okurken eş zamanlı zaman bulamadığım için okuyamadığım diğer kitaplara da saldırırken tabi, pelitin enfes fıstık ve bademli drajelerinden hızla tüketiyorum... şu dakikalarda yatak odamdan vuran güneş ve sebebsiz gülen yüzümle bloguma zırvalıyorum (kuzeye bakan evimde nadiren bu açıdan vurur:)
kitapta ki bazı benzetmeler süper şu daralınca üzerine at oturmuş gibi hissetmek vs. ilk başladığımda gereksiz detaylar ve kişiler varmış gibi gelmişti, ama şimdi her detay yerine oturdu, tam yaşıma uygun kolay okunası bir kitap.. bu sırada kürşat başarın son kitabı çok kötü.. önceki romanlarından mütevellit bir heycanla karıştırmadan alıp bir köşeye atıverdim..

az sonra ödül olarak kendimi kuaförüme teslim edeceğim, sonrasında beyoğlu pasajlarını talan edip, güzel bir yemek ve sinema ile tamamlayacağım.. hakettim ama:)
uzun zamandır yalnız yapamadığım beyoğlu turum, bekle geliyorum:)

Tuesday, October 24, 2006

deprem...

bir haftada iki deprem hiç hayra alamet gibi değil... farkettim ki hiç kımıldamadan depremin bitmesini bekliyorum. yani hiçbir şey öğrenmemişim merak ediyorum sağlam beyaz eşya yanında anne karnı pozisyonu alan var mı???

the village

izlemem, izleyemem dediğim tek tür korku ve gerilim, imkansız gözüm kapalı izlemem gerekir yanımda biri varsa zaten sahne geçti mi diye sorgulamktan filmi katlederim..
ben işte shyamalanın bu filmini o biçim gerilim sanmıştım... dvd si durur bi köşede nitekim..
amma velakin iki gün önce sıkıntıdan digide izlemeye başladım, elimde kumanda harbi gerilirsem kapatmaya hazır..

güzel bir aşk filmi seyretmiş oldum:) verandada ki sessiz delikanlının esas kıza aşk ilanına bayıldım... açıkçası bu mu yani denebilir sonunda ama özünde iyi bir anlam var bence köy halkı kapitalizmden sıkı bir kurtuluş yolu bulmuşlar..

Thursday, October 19, 2006

öylesinelerden...

sonunda, nihayet, uzun aradan sonra dün güneşi gördük.. çok şükür diyorum daha kış gelmeden yazı özlemek bu demek ki.. gerçi artık çizme giyeyim dediğim gün olması tuhaf oldu tabi..
anında yorgun, uyuşuk, mutsuz, sinir, tatsız vs.havam dağılıverdi.. emre aydının cd sini son ses dinleyerek, eşlik ederek, deli trafiğe aldırmadan . bu çocuğu izmirli genç bir arkadaş sayesinde uzun süre önce belki birgün özlersin ile ilk dinlemiştim, kısa zamanda sıkılabileceğim (ama ben herşeyden kısa zamanda sıkılıyorum) bir cd ama öncesinde ezberleyene dek de dinleyebileceklerimden, albümde atladığım parçalarda var örn. nmr 4, üstüste dinlediklerimde var, 1-2-3-5-1o gibi..
erkek vokalleri seviyorum, kadınlarda o keyfi alamıyorum ama özellikle emre aydının ki gibi benzer sözler ve aldatan, giden kadın temaları ağırlıktaysa kendinden de bişi bulamadan dinliyosun..

ne yazdım neden yazdım:))))

bitiyorum her nefeste
ne halim varsa gördüm
çok koştum , çok yoruldum
ve şimdi ben de düştüm ...
değmezmiş hiç uğraşmaya
bu kez mecalim yok hiç dayanmaya .... dayanmaya ...


Wednesday, October 18, 2006

transamerica




nihayet bir film seyredebildim.. digiturkte yakaladığım filmler haricinde, onları hiç saymıyorum çünkü başı sonu illaki kaçıyor:)




felicity huffman ın başrolde bir transeksüeli(travesti değil) canlandırdığı bir film.. ameliyat öncesinde oğlu ile newyorktan los angelasa yaptığı seyahat.. bu yönüyle yol fimine de dönüşebilmiş.. cinsel tercihler ve duyguları da çok güzel yansıtan bir film olmuş bence.. defalarca izlerim demesem de arşivime girdi.. önyargılardan ve saplantılı değerlerden kurtulamamış insanların farklı olanları anlayabilmesi için tavsiye edilir...




brokeback mountain ile ilgili yaptığım yorumlarla beni homofobik olarak değerlendiren kankama selam ediyorum burdan... o filmden ne kalır akılda dağ manzaraları ve iki kişiye dar gelen bir çadır :)))


Tuesday, October 03, 2006

bin jip



kim ki duk filmi, 3 iron ing. adı, boş ev ismiyle tr ye çevrildi.. çok oldu izleyeli neden şimdi aklıma geldi beni etkileyen filmleri düşününce geliverdi işte..
Genç erkek, yirmibirinci yüzyılın okumuş evsizlerinen biri . evsizliği zoraki bir durum değil bir tercih tabi ki yerleşik kalacağına başkalarının evlerinde onlar olmadığında kalıyor.. sadece onların hayatların içine giriyor belli belirsiz...


gene girdiği bir boş evin mutsuz sahibesine ilginç bağlılığını, hiç konuşmadan yaşanan derin aşkı, inanılmaz müziklerin(natacha atlas) büyüsüyle izleyiveriyosunuz...


mülkiyet ve mülkiyetsizlik üzerine, neye sahibiz ya da aslı neyimiz yoka güzel bir örnek olmuş, bir de ruhların ağırlığı ve tartının ibresi...





günün şarkısı..

sabah aklıma LİvaneLİ dinlemek geldi, ya da içimden başka bişi dinlemek gelmedi diyelim.. ne yol, ne trafik, ne uyku hepsini unutturdu... bazen bu kadar basit olabiliyor herşey ... bir süre basit kalması dileğiyle :)

ah benim sevdali basim
ah benim şair telaşım
ah benim sarhoşluğum
ah çılgın yüreğim
sus artık uslandır beni...

corporate film fest.(kurumsal film festivali)

ilk duyduğumda kaç tane firma katılır ki acaba deyip sonra da katılanları kıskandığım bir organizasyon..iş hayatının yoğunluğu ve bi dolu koşturmaca içinde hayal edilemeyecek bir olaya destek verenleri takdir ediyorum...
"tüm firma ve kurumların çalışanlarına açık olan yarışmada çalışanlar senaryosundan montajına kadar her aşamasını kendilerinin oluşturduğu filmlerle yarışacakları festivalde, şirketler arası ilk film yarışması olmak gibi bir özellik taşıyor, ödül töreni kasım ayında gerçekleştirilecek festivalin düzenleyicileri, uçan süvariler, ödüller en iyi film, en iyi ekip , en iyi senaryo , en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu dallarında olacak yarışmanın jürisi, sinema, televizyon ve reklam sektöründen 16, iş dünyasından 3 ve medya sektöründen 4 kişi olmak üzere toplam 23 kişiden oluşuyor." Tüm teknik ekipte sağlanacakmış, aynı standartlarda olması için..

projede yeralacakların çok keyif alacaklarına eminim.. www.corporatefilmfest.com den ayrıntılara bakabilirsiniz.. boyner, chrysler, pegasus, roche, serenas, turkcell bazı katılımcı firmalar..

Friday, September 29, 2006

sabah seansı...




sabah saatın beşi, anlamsız bir dolu dizi izleyip sözde hafif bişiler yiyerek (çorba -kahvaltı) geçiştirdiğim iftar yemeğinin ardından kucağımda tulumba tatlısı tabağı ile bire doğru sonlandırdığım gece keyfinin ardından uyanıverdim, işe gitmem gereken birgün ama 8 gibi kalkmam yetecekken, uyanıverdim işte...


dönüp durup tam alarmın çalacağı saate doğru dalacağını bildiğim kıymetli bünyemle uğraşacak gücüm ise hiç yok... yeni aldığım kocaman çiçekli pembe polar sabahlığımı üstüme geçirip, salona koşuyorum izlemediğim filmler sırasından birine elimi atıyorum, artık şansa ne gelirse.. Kısmette Station Agent var (sorunlu çıkınca izleyemeyip değiştirdikten sonra da fırsat bulamadığım film hani)


izledikçe o saatler için ne kadar da güzel bir seçim olduğunu düşünüyorum...


fin'in hikayesi gibiydi başlangıçta dışlanmış, soyutlanmış, kendisiyle yaşayan.. değilmiş anlıyorum az sonra.. neleri buldum peki; azın bazen öz olduğunu, hayatın yalın halinin güzelliğini, olduğu gibi kabulün, acıyarak bakmamanın yettiğini, sessizliğin gereksiz pekçok sesten üstün olduğunu... Sonuç: herkesin belki bir joe ya ve olivia ya ihtiyacı vardır...




sonunda ne hissettim; (kankim bu sana) güne güzel başladığımı...








Sunday, September 24, 2006

ae fond kiss..


"the wind that shakes the barley" filmi ile cannes da altın palmiye alan KEN LOACH'ın Türkiye' de vizyonda olan 2004 yapımı filmi.. güzel bir aşk filmi demek basit bir yorum olabilir ama gelenekler ve dinin engellemelerine rağmen yaşanan aşkı, önyargıların saçmasapanlığını göstermesinin yanında, filmin kahramanın ailesine aşkın sonsuz olmadığı ama an'ların önemini vurguladığı kısım yetmiştir de artmıştır.. bana göre vizyondaki filmlerle karşılaştırıldığında izlenesi...

5 VAKİT

25. ist. film festivalinde yer alan,ilgi gören ama benim izleyemediğim ve "Korkuyorum Anne" filminin aksine vizyona tahminimden önce girecek olan film.. 29 Eylülde sinemalarda.. tipik bir reha erdem filmi olacaktır; etkileyici sahneler, renkli insanlar, bolca müzik.. farklı bir türk filmi daha..
izler izlemez edit- leyeceğim...

Thursday, September 21, 2006

fight club - hayata dair replikler...


Tyler Durden: Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is a spiritual war. Our depression is our lives.
Tyler Durden: We are a generation of men raised by women. I'm beginning to wonder if another woman is what we really need.
Tyler Durden: I look the way you want to look, I fuck the way you want to fuck.
Tyler Durden: You're not your job. You're not how much money you have in the bank. You're not the car you drive. You're not the contents of your wallet. You're not your fucking khakis. You're the all-singing, all-dancing crap of the world.
Narrator: With insomnia, you're never really asleep; you're never really awake.
Tyler Durden: Our fathers were our models for God. If they bailed, what does that tell you about God? You have to be prepared for the possibility that God does not like you.
Narrator: Losing all hope is freedom.

öylesine - 2

"benim senaryom evet benim hayatım senaryolara dayalıydı belki de.. istediğim şekilde bana yazılmış ya da benim tarafımdan yazılmış , olanca bencilliğiyle yaşayabileceğim bir hayat.. birgün bir anda senaromun bir virgül sonrası ansızın biteceği hiçir sözcüğün dolduramayacağı bir boşluğa uzanacağı gelememişti aklıma...dünya hiçte fena dönmüyordu oysaki.. tam da yörüngesinde, etrafımda..."

sürekli sinir bozucu şekilde düşünen beynim dün bir anda farklı bir bakış yakaladı aferim dedim içimden ona.. arada farklı açılardan da bak.. düşünce körü olma :) kendine münhasır yaşayanlara kızma ve eleştirme de nesi dedi bi anda sevgili beynim.. ya sen napıyorsun ki aslında aynısını.. herkes kendine yaşıyodu zaten.. birisi günü geçirmek ve saplanmamayı seçerken bir diğeri zaten asla saplanamayacağı ve sonuca gidemeyeceğinin bilinciyle böylesi birine yöneliyordu, kolay çözüm...

öylesine...

daha dün bir arkadaşım geri dönüşlerin kıymeti anlama konusunda etkisi üzerine bir söylemde bulunmuştu, oysa ki ben henüz dönmeden tüm olumsuzlukları yaşıyor gibiydim o anda... gene de döndüm, özlemişim, dolaptaki ballı fıstıklarımı, problemli boynumu rahatlatan yastığımı, balkondan esen rüzgarı, televizyonumu, gece gündüz dinlemeden köğeğini gezdiren tuhaf komşumu...belki daha da fazlasını...

kaçma kurtulma isteğinde olan çevremdeki biton insandan biriyim, benzer hayalleri olan, köy-dağ-bahçe vs... söylemlerden öteye gitmeyen.. gene de bir kaçış istediğim dönemde önüme gelmiş fırsatı değerlendireceğim evet tavşan deliklerinin çözüm getirmeyeceği ya da aslında çözümünde olmadığı bilinciyle karar verdim.. gidiyorum :) evet evet gidiyorum...

Tuesday, September 19, 2006

HAYATIM SİNEMA

Yeni yayın döneminde CNN Turk de sinema üzerine yeni bir program, programın adı da vurucu olmuş hani:))) ama saat ve gününü bilmiyorum henüz...

"Muammer Brav ile Hayatım Sinema Sinema sezonunu iple çekiyor, “film festivallerini kaçırmam” diyor, starların sırlarını merak ediyor ve kısacası “Hayatım Sinema” diyorsanız ekran başına! Vizyona giren filmlerden, Türk sinemasındaki gelişmelere, dünya sinemasındaki trendlerden yeni çıkan DVD’lere, kamera önündeki ve arkasındaki isimlerle yapılan röportajlar ve setlerden son haberlere kadar sinema hakkında bilmek istediğiniz her şey Hayatım Sinema'da ekrana geliyor."

my essay... :)

aniden herşeyin silindiği anlar vardır sanki bu görüntünün ardından sis tekrar indi, bir perde gibi... öylesi yorgun hissettim ki, duvara yaslanarak yere oturdum evde ki tüm eşyalar kayboldu birer birer, bomboş bir ev... beni rahatsız etmedi bu görüntü tam aksine bir huzur verdi.. acaba istediğim herşeyin silinmesi mi hayatımda ki... sorgulamalar dönmüyor hayır aklımda anlık bir düşünce sanki öylesi boş ve huzur dolu şu anda beynim.. yorgunluk vücudumdan, kıyıya vuran bir dalganın çekilişi gibi çekildi...

ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda güneş perdenin kenarından içeri sızıyordu, eşyalar yerli yerindeydi, eskisi gibi... ellerimle yerden destek alarak doğruldum uzunca süre o şekilde kaldığımı kasılan bacağımdan anlayabiliyordum... ağır adımlarla banyoya ulaştım, aynada anlamsız yüzüme baktım, neden bu kadar anlamsız bakıyosun dedim farkına varmadan sesli olarak...yüzümü yıkadım.. kurulamadan yatak odasına girdim yüzüstü yatağa attım kendimi, bu defa uyumalıydım, uyudum da...

to be continued.....

Friday, September 08, 2006

la bestia nel cuore - YUREGIMDE KI CANAVAR


italya'nın 2006'da yabancı dilde en iyi film dalında oscar adayı ilan edilen film aynı zamanda venedik film festivali'nde toplam beş ödül kazanmış olan filmin başrol oyuncusu giovanna mezzogiorno, onu ferzan özpetek'in filmi "karşı pencere"sinden biliyoruz bir de l ultimo bacio' da sevmiştim çok..

filmi 25. ist. fest de önceden planlamadan izlemiştim hani boş bir zaman yakalayıp deneyeyim dediğim bir anda.. senaryo basit ve çokça kullanılmış bir konuya dayansa da, ne olduğunu anlamadan sürüklenip izliyorsunuz...

Wednesday, September 06, 2006

en çok sevdiklerim ne peki..


işte bu çok zor oldu ya.. o yüzden içim çok rahat değil gene de ilk beşimi verirsem..

*****oldboy
*****fight club
*****eternal sunshine of spottless mind
*****donnie darko
*****Jeux d'enfants

arşivime katıp da sevemediklerim:)



1. sırada ikinci kez izlememe rağmen ADAPTATION (turtles ın so happy together ı hariç diyeyim:)
2. sırada hem dvix hem de dvd sini edinmiş olduğum (nedenini bilmiyorum:) BRAZIL
3. sırayı şimdilik boş bırakıyorum editlerim birara... hatta tam postu yayınlamadan aklıma geldi bile GÖNÜL YARASI

the science of sleep



http://wip.warnerbros.com/scienceofsleep/ önce bir sitesine bakınız lütfen sondtracklerden de fikir sahibi olmak mümkün... Gondry nin yeni filmi eternal sunshine dan sonra nasıl bir yaratıcılıkla karşılacağız merak ediyorum.. favori adamım Gael Garcia da var daha ne olsun:) fransızca adı "la science des reves" bu durumda uyku değil rüya olması gerekir, benim gibi bir rüya insanı daha ne ister.. kankacım sen kesin benden önce izler atarsın havanı gene, nip tuck hikayesine çevirme, uslu ol:)

Monday, August 28, 2006

Apocalypse Now - kıyamet


henüz izlediğim bir film.. bence vietnam klasiği, marlon brando , robert duvall , martin sheen başrollerde.. manzaralar, çekim ve soundrack diyorum..
ha biraz uzun, çekilmez insanlarla izlemeye kalkmayın, şahsen ben tek başıma izledim..

Saturday, August 26, 2006

lost series...


dizimax de izlemeye fırsat bulamadığım ama bir çılgınlık boyutunda etrafı esir alan, lostu ben de bi izleyeyim dedim:) daha fazla ne kadar delirebilir ki insan.. göreceğiz
aslında şu dönemde tek izlediğim tekrarları bile beni eğlendiren sex and the city'imle mutlu yaşamaya devam mı etmeliyim:)))

Friday, August 25, 2006

arşivime son eklediklerim :)

Funny Games
Michael Haneke
Lock,Stock & 2 Smoking Barrels (Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana)
Guy Ritchie
Hable Con Ella (Konuş Onunla)
Pedro Almodovar
Beavis and Butt-Head Do America
Mike Judge,Yvette Kaplan
La Haine (Protesto)
Mathieu Kassovitz
Cidade de Deus-City of God (Tanrıkent) - 2cd
Fernando Meirelles,Kátia Lund
Delicatessen (Şarküteri)
Jean-Pierre Jeunet,Marc Caro
La Caja 507 (Kasa 507) - 2cd
Enrique Urbizu
Dead Man* - 2cd
Jim Jarmusch
Quills (Düşlerin Efendisi)
Philip Kaufman
Man on the Moon (Aydaki Adam)
Milos Forman
Imaginary Heroes (Hayali Kahramanlar)
Dan Harris
Swimming Pool (Havuz)
Francois Ozon
9 Songs (9 Şarkı)
Michael Winterbottom
Mies vailla menneisyyttä(Geçmişi Olmayan Adam)
Aki Kaurismäki
Apocalypse Now (Kıyamet)
Francis Ford Coppola
Nostalghia (Nostalji) - 2cd
Andrei Tarkovsky
Wilbur Wants to Kill Himself(Wilbur Ölmek İstiyor)-2cd
Lone Scherfig
Hudsucker Proxy,The (Bir Şirket Komedisi)
Joel Coen
Lilja 4-ever (Daima Lilya)- 2cd
Lukas Moodysson
Boogie Nights (Ateşli Geceler)
Paul Thomas Anderson
Dersu Uzala - 2cd
Akira Kurosawa
Intermission (Yanlış Hesap)
John Crowley
I Heart Huckabees (Tesadüfler)
David O. Russell
American Splendor (Görkemli Hayatım)
Shari Springer Berman,Robert Pulcini
Fear and Loathing in Las Vegas
Terry Gilliam
Twelve Monkeys (12 Maymun) - 2cd
Terry Gilliam
Cuore sacro (Kutsal Yürek)
Ferzan Özpetek
Memoirs of a Geisha (Bir Geyşanın Anıları)* - 2 cd
Rob Marshall
Garden State
Zach Braff
Monsieur Ibrahim et les fleurs du Coran (İbrahim Bey ve Kuran'ın Çiçekleri)
François Dupeyron
Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring)
Ki-duk Kim
The Squid and the Whale (Mürekkep Balığı ve Balina)
Noah Baumbach
Combien tu m'aimes?(Beni Ne Kadar Çok Seviyorsun?)
Bertrand Blier
romance and cigarettes
john turturro

Wednesday, August 23, 2006

zoo of this blog- pls. dont feed animals?!? bec. they like eating each other:)




romance and cigarettes


arkadaşlarla izledik, bir john turturro filmi, izlerken bi tanesi bi tarafını dönüp koltukta uyusa da ben filmi sevdim.. zaman zaman ağır giden kısımları olsa da müzikal kıvamında... dancer in the darkta ki gibi şaşırtıcı yanlar var.. beni gülümsetti dansları..(beni gülümsetmek zordur;)
film müziklerini bulup cd yaptım bile...
el cuarto de tula - buena vista socialclub
delilah- tom jones
piece of my heart - dusty springfield
answer me, my love - gene ammons gibi.......

http://www.romanceandcigarettes.co.uk/

yaklaşık bir yıl sonra...açıkhava sineması 2

öğrenen insan olmak,deneyimlerden pay çıkartmak bambaşka bir meziyet olmalı..aradan bir yıl geçer ben sinema profesörü olmama az kalmışken :)) bir açıkhava sevdasına gene herşeyi berbat mı ettim acaba.. filmin ne önemi var hava alalım amacıyla gittik netekim fiyasko bir film"göl evi" "lake house" senaryo berbat, ayrıntılar gereksiz baba ve oğulun gereksiz mimari söylemleri nereye varacak dedim durdum bi yere de varamadı zaten.. aşk filmi bile diyemedim oysa ona bile razıydım.. bira ve patates iyiydi, bi de yanımda mutlu mesut filmi izleyen bir çift vardı kıza söyleyemedim içimde kaldı bu çocuk senle paran için beraber... ohh be rahatladım.. cüzdan ve çanta karıştırılır mı ya..